HIZLI ERİŞİM

CEYHANIN TARİHSEL GELİŞİMİ

 

İLK ÇAĞDA CEYHAN

 

    Ceyhan, Doğu Akdeniz'de Adana ilinin en verimli coğrafi alanında, Ceyhan Nehrinin kuşatan düz ovada yer alır. Eski çağlardan bu yana önemini yitirmeyen deniz kıyısıyla, ılıman iklimi ve verimli ovasıyla, binlerce yıllık tarihe sahip bir yerleşim yeridir. Anadolu'da tarih çağlarına geçişle birlikte Kültepe ve Boğazköy tabletlerinde Luvi (M.Ö. 1900) Arzava (M.Ö. 1500-1333), Kizvatna (M.Ö. 1500) krallıklarından bahsedilmektedir. Luvilerin Ceyhan Nehrinin doğu kısmında; Arzava Krallığının ise Ceyhan Nehrinin batı kısmında kurulduğu anlaşılmaktadır. Luviler Asurların, Arzava Krallığı da Hititlerin egemenliği altına girmişlerdir. 

    Kizvatna Krallığı ise, yine Seyhan-Ceyhan Nehirleri arasında kurulmuş, bu Krallığın da Hititlerin Çukurova'yı almasıyla varlığı sona ermiştir. 

    M.Ö.1500 tarihinden sonra Çukurova tamamen Hitit egemenliğine girmiştir. 

    Hititlerin Suriye için Mısır ile yapmış olduğu mücadelede (Kadeş Savaşı) Hitit İmparatoru 2.Muwatalli Ceyhan üzerinden Suriye'ye geçmiştir. (Sirkeli yakınındaki kaya kabartması bu şahsa aittir. Ceyhan ovasından geçen, Tarsus'u, Kozan'ı, Karatepe'yi ve Misis'i Halep'e bağlayan yol bu dönemde yaygın olarak kullanmıştır) 

    M.Ö.1200 tarihinde Hitit Krallığının çöküşüyle Kue Krallığı (M.Ö.1190-713) kurulmuştur. M.Ö. 713-663 tarihleri arasında Çukurova Asur egemenliği altında kalmıştır. 

    Asur hakimiyetinin zayıflamasıyla Çukurova'da M.Ö.663-612 yılları arasında Kilikya Krallığı kurulmuştur. M.Ö. 621 tarihinde Pers istilasıyla Kilikya Krallığı Pers satraplığına dönüşmüştür.

Perslerin Atine seferinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine M.Ö. 333 yılında büyük güneydoğusundan İssos'ta (Dörtyol ilçesinin sınırları içerisinde) yendiği savaşta yine bu topraklardan geçilmiştir. M.Ö. 333 tarihinden sonra Çukurova'ya İskender İmparatorluğu hakim olmuştur. İskender İmparatorluğunun parçalanmasıyla kısa süre Selevkoslar Krallığının kontrolüne girmiştir. 

 

 

ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİ

 

    M.Ö.12 tarihinden M.S.476 tarihine kadar Çukurova'da Roma İmparatorluğu'nun hakimiyeti devam etmiştir. Romalılar Çukurova'da büyük çiftlikler kurulmuştur. Roma'ya Yumurtalık limanıyla şarap, bal ve sirke gönderilmiştir. Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesi üzerine Çukurova Bizans İmparatorluğunun egemenliğinde kalmıştır. 

 

 

AVASIM BÖLGESİ VE TÜRKLER

 

     Müslüman Araplar Hz.Ömer döneminde Kilikya ile tanıştılar. Bizansla yapılan anlaşmada Anavarza'da (Anavarza Kadirli Ceyhan sınırında yer almaktadır. Kadirli ilçesine bağlı olmasına rağmen Ceyhan coğrafyasının bir parçasıdır) Tarsus'a kadar, Ceyhan da dahil tampon bölge meydana getirilecekti. Emeviler döneminde Halife Abdullah Misis'e bir cami yaptırmıştır. Abbasiler döneminde aynı siyaset takip edilmiştir. Harun Reşit (Haruniye ilçesi Harun Reşid'in adından gelmektedir) bu dönemde Horasan'dan getirilen Türkmenler Avasım bölgesine yerleştirilmiştir. 

 

 

ANADOLU'DA YENİ BİR GÜÇ SELÇUKLULAR VE HAÇLI SEFERLERİ

 

    1071 Malazgirt Savaşı sonrası, Süleyman Şah (Türkiye Selçuklu Devleti'nin kurucusu) 1083 yılında Ceyhan Ovası'nı ve Adana'yı tamamen ele geçirdi. I. Kılıç Arslan Haçlı seferleri başlamadan bu bölgelerin hakimiyeti için Misis, Anavarza kalelerini tamir ettirdi. Haçlı seferleri sırasında Ceyhan Ovası bir kez daha ön plana çıktı. 1. ve 3. Haçlı seferlerinde ipek yolu olarak adlandırılan Tarsus, Misis, Sirkeli Kazankaya güzergahı kullanılmıştır (Yılanlı Kale Haçlı seferleri sırasında yapılmıştır). 1130 tarihinde Danişmentliler'den Emir Gazi Anavarza'da yapmış olduğu savaşta Antakya Prensi 2. Bahemund'u öldürünce kısa bir süre için Çukurova'da üstünlük Danişmentliler'e geçer. Çukurova 1083-1336 tarihleri arasında, Bizans'a bağlı Ermeni Krallığı ile Selçuklular, Danişmentliler ve Memlükler arasında devamlı mücadele alanı olmuştur. Bu mücadeleler sonunda 1336 yılında Ceyhan ırmağının doğusu Memlüklerin hakimiyetine girmiştir. 

 

 

ÇUKUROVADA OSMANLI MEMLÜK MÜCADELESİ

 

     Ceyhan, 1353-1515 yılları arasında Memlüklere bağlı Ramazanoğulları'nın hakimiyeti altında kalmıştır. Bu güzide topraklar için bu defa iki türkistan Devleti; Memlükler ve Osmanlılar 1485-1498 yılları arasında savaştılar. 1515 yılından itibaren adana toprakları Ceyhan Ovası ile birlikte Osmanlı Devletinin idaresine girdi (Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında). 1517-1568 tarihlerinde sukunet devri ile birlikte, tarım alanında da önemli gelişmeler oldu. Ramazanoğullarından Piri Paşa Bayındırlık işlerine önem verdi. Ceyhan ırmağından açılan kanallarla Ceyhan Ovası'ndaki çeltik tarlaları sulanmaya başlandı. Ayrılan kollardan biri Kınık, Ağca Kilise ve Gözoyuğu'nu sulayarak Akköprü yanında Mercin ırmağına dökülüyordu. 

 

 

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'IN CEYHAN OVASINDAN GEÇİŞİ

 

    Kanuni Sultan Süleyman 1534 yılında Bağdat seferi dönüşü Antep üzerinden Ceyhan Ovası'na inmiştir. Ceyhan tarihi yol güzergahını kullanarak Adana'ya intikal etmiştir. 

 

MISIRLI İBRAHİM PAŞA DÖNEMİ

 

    1833-1840 tarihleri arası Ceyhan Ovası yine el değiştirdi. İbrahim Paşa bu bölgeleri bir süre elinde tuttu. Pamuk, şekerkamışı ekimi için Suriye'den sıcağa dayanıklı çiftçiler getirtti. 

 

 

BOZULAN SUKUNETİN SAĞLANMASI VE FIRKA-İ ISLAHİYE

 

    Çukurova 1841 yılında tekrar Osmanlı yönetimine geçtiyse de bu defa zayıflamaya yüz tutan merkezi yönetim asayişi sağlamakta zorluklar çekiyordu. 1865 yılında Derviş ve Cevdet Paşaların kumandasında gelen Fırka-i Islahiye isyan eden aşiretleri yerleşik düzene geçmeleri için zorlamıştır. Ceyhan çevresinde isyan eden aşiretlerin başında Sırkıntılar, Ceritler ve Avşarlar gelmektedir. Ceritler Ceyhan Nehri'nin doğusundaki köylere, Sırkıntılar Ceyhan Nehri'nin batı kısmına, Avşarlar ise Ceyhan'ın kuzey kısmına iskan edilmişlerdir. 

 

 

GÖÇLER VE CEYHAN

 

     Nogay Muhacirlerinin yerleştirilecekleri yerleri kararlaştırmak üzere Adana Eyaletine gönderilmiş olan Kurmay Binbaşı Hasan Tevfik'in verdiği raporda Ceyhan Ovası'ndan şu şekilde bahsedilir. "Bu arazi gayet münbit ve mahsuldardır. Her yerinde bir kilesinden kırk kileye kadar mahsul alınabilen bir mu'tena yerdir. Buranın mahsulu buğday, arpa, susam, pamuk darı ve bazı sulak yerlerinde pirinçtir. Bu arazinin muhtelif yerlerinde çay ve pınarlar akmaktadır. Bu sular Ceyhan Nehri gibi büyük olmadıklarından bunlarda gemi ve Sal işlememekte yalnız Ceyhan Nehri'nde işlemektedir.

 

CEYHAN'IN KURULUŞU VE VERİLEN İSİMLER

 

    Nogayların bir kısmı, yerleştikleri yere Nogayca "Kopmuş" yurdundan ayrılmış anlamına gelen "Kopçak" adını vererek bugünkü Ceyhan'ın merkezinin ilk yerleşik toplumunu oluşturdular. 1864 tarihinde Abdulkadir Ağa buraya bir cami yaptırmıştır. Bu cami ilk temel yapıdır. (1998 tarihinde depremde hasar görmesine rağmen hala ayaktadır). 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından (93 Harbi) sonra Kırımlılar (Tatarlar) Çerkezler, Papaklar, Rumeli göçmenleri bölüm bölüm Ceyhan Ovası'na yerleştirilmişlerdir. 

    Ceyhan'daki Adana Valisi Bahri Paşa buradaki gelişmeyi izler. Ceyhan, 2.Abdulhamit'in izniyle Hamidiye adını alır. 1896 yılında da Cebelibereket (Osmaniye) sancağına bağlanır. 1909 yılında, 2.Abdulhamit'in tahttan indirilmesinden sonra çıkan Ermeni kargaşası üzerine, Ceyhan'a burada kurulan örfi idare dolayısıyla "Urfiye" denmiştir. Fakat bu ad benimsenmemiştir. 19 Temmuz 1926 tarihinde ilçe haline getirilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra, 3 Mayıs 1929'da ise Ceyhan olarak kesinleşmiştir. Orta Asya'dan gelen aşiretler bu bölgedeki iki nehre de Ceyhun ve Seyhun'a benzettikleri için Ceyhan ve Seyhan isimlerini vermişlerdir. Ceyhan 1 Haziran 1933 yılında Adana'ya bağlanmıştır.

 

 

 

BERLİN-BAĞDAT DEMİRYOLU PROJESİ VE CEYHAN

 

    Tarihi yollar üzerinde önemini hiç yitirmeyen Ceyhan, demiryolu yapımı sırasında da ön plana çıkmıştır. Batılı devletlerin rekabeti 1856 yılından sonra bu alanda da kendini göstermişti. Önceleri İngilizler ve Fransızlar ağırlığını hissettirirken 1908 yılından sonra Almanlar söz sahibi olmuşlardır. Bunu müteakiben 1912 yılında Ceyhan demiryolu hizmete girmiştir. Mütareke ile birlikte Konya-Bağdat hattı Ceyhan demiryolu da dahil olmak üzere İngiliz denetimine girmiş, 1919'dan sonra da Fransızlar söz sahibi olmuşlardır. 

 

 

MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI VE CEYHAN

 

    1. Dünya Savaşı bütün Osmanlı yurtlarını olduğu gibi Ceyhan'ı da derinden etkiledi. Seferberlik ilanıyla birlikte erkeklerin cepheye koşması, tarımsal üretimin düşmesine sebep oldu. Bu sırada Mustafa Kemal Halep'in kuzeyinde savunma hatı oluşturuyordu. İstanbul'dan aldığı emirle İskenderun, Ceyhan ve adana üzerinden İstanbul'a döndü. 

    30 Ekim 1918 tarihinde, önce İngilizler daha sonra da Fransızlar, Mondros Mütarekesi hükümlerine dayanarak, Ceyhan'ı işgal ettiler. 1 Şubat 1919'da bir Fransız subayını Ceyhan'a kaymakam yardımcısı olarak atadılar. Tren ücretlerini gümüş ve altın parayla ödemeyi zorunlu kıldılar. Posta pullarına Kilikya damgası vurdurup haberleşmeye sansür koydurdular. Fransızca zorunlu dil durumuna getirilerek Fransız okulları açılmaya başlandı. Yargıçlar ve başsavcılar görevlerinden alındı. Bu arada Ermeniler de kışkırtılıyordu. Halkın can ve mal güvenliği kalmamıştı.

 

 

 

İŞGALLERE KARŞI ÖRGÜTLENME VE MİLLİ MÜCADELE

 

    Ben de bu vekayı'in (Kurtuluş Savaşının) ilk hissi teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana'da doğmuştur." Mustafa Kemal ATATÜRK." 

    İşgaller karşısında tüm yurtta olduğu gibi Çukurova'da da örgütlenme başladı. Bu amaçla kurulan Kilikyalılar Cemiyeti 21 Ekim 1919'da, Sivas Kongresi kararınca, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetine bağlı Kilikya şubesine dönüştürüldü. 

    Bu işgaller karşısında Adana iki cepheye ayrıldı: Seyhan nehrinden, Kozan yolundan, Kürkçüler ve İncirlik köyleri üzerinden geçen hat iki cepheyi birbirinden ayırmaktaydı. İncirlik'ten doğuya doğru; Kürkçüler, Acıdere, Baklalı, Çakaldere, Misis, Kıvrıklı, Yılankale, Yeşilhöyük, Büyük ve Küçük Mangıt, Mercimek ve Misis Nahiyesi Doğu Cephesi sınırları içerisindeydi. (Doğu Cephesi Komutanlığına, Sivas Kongresinden sonra Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle Osman Tufan Bey atanmıştır. Atatürk Erzurum'dan Sivas'a gideceği vakit suikast söylentileri başlamıştır. İşte bu sıralarda yanına gelen Tufan Bey'den şöyle bahseder: Fedakar arkadaşlarımızdan bir kaçını elyevm bir alay Kumandanı olan Osman Bey ki, Tufan Bey namıyla maruf olmuştur. Bunların başındaydı. Bir otobobil ile kendi otomobilimize takaddüm ettirdik.) 

    Buradaki Milli Kuvvetler Andırın Grubu, Kozan Grubu, Kadirli Grubu ve Sırkıntılar Grubu olarak dörde ayrılıyorlardı. Sırkıntılar Grubu Komutanlığına Ahmet Cevdet (Çamurdan) getirildi. Bu grup yer yer Ceyhan-Adana demiryolunu tahrip ederek İtilaf Devletlerinin Mersin'den doğuya doğru asker ve silah sevkiyatını engelliyordu. Diğer taraftan Fransızlar da zırhlı trenleriyle top ve makineli tüfek koruması altında işçiler getirerek bozulan yerlere ray döşemeye ve ulaşımı sağlamaya çalışıyorlardı. Bu durumda Adana'dan Ceyhan'a 1 saatte ulaşması gereken tren ancak on saatte ulaşabiliyordu. 

 

 

MERCİN SAVAŞLARI

 

    Ceyhan çevresinde en önemli mücadeleler Mercin dolaylarında gerçekleşmiştir. Mercin suyu üzerindeki köprü tahrip edilmiş ve böylece tankların suyu aşmaları engellenmiştir. Bu sebeple Fransızlar 25 Ağustos 1920 günü saat 04.00'de, topçu ateşleri ve tanklar desteğinde, Milli Kuvvetler mevziine karşı yaptıkları saldırılardan istedikleri sonucu elde edemediler. 300'e yakın kayıpla tekrar Ceyhan 'a çekildiler. İkinci kez yapılan çatışmadan da herhangi bir sonuç alamadılar. 

    2 Ekim 1920'den sonra, İskenderun Limanından çıkarma yapacakları için, keşif uçuşlarını arttırdılar. Yerleşim yerlerinden uçaklara ateş açıldı. Bunun üzerine bazı köyler bombalandı. Fakat Fransızlar ve Ermeniler esas amaçlarına kavuşamadılar. 

    Tüm yurtta sürdürülen mücadeleler işgalci devletleri zor durumda bırakmış, Sakarya Savaşıyla yazılan destan Fransızların ümitlerini tamamıyla kaybetmelerine dayalı olarak, iki ay içinde Adana'dan askerlerini çekmek zorunda kaldılar. 6 Ocak 1922 tarihi Ceyhan'ın kurtuluşu olarak kabul edildi.