CEYHANLI
ÜNLÜLER
................Hazırlanıyor................
Ceyhan'ımızın birbirinden güzel Fotoğraflarını sizler için derledik. nostaljik ve yeni fotoğraflarla sizlerde güzel bir Ceyhan turu atabilirsiniz.
KÜLTÜR VE FOLKLOR Çok değişik medeniyetlerin yaşamına sahne olan Çukurova’ da ‘Folklor’’un da zengin olması doğaldır. Tarihin çok eski çağlarında yaşayan medeniyetlere ait folklor ürünlerinin hangilerinin bu güne kadar yaşadığı, hangilerinin folklor verimi ile bütünleştiğini tespit etmek mümkün değildir. Yöre Türk folklorunun tarihi başlangıcını da 7. Yüzyıl olarak söylemek doğru olur. Anadolu folklorunun genel karakteristiği yöre folklöründe de, bazı değişikliklerle aynen görülmektedir. Tarihin her döneminde çeşitli uluslarca binlerce kültür varlıkları Anadolu’da bırakılmış olsa da folklorda genel çizgileriyle Türk- islam egemenliği hakimdir. İklim, iş bölümü, gelenek ve görenekler, folklorun bölge içinde diğer bölgelere göre başkalaşmasına önemli ölçüde etken olmuştur. FOLKLOR Çukurova’nın milli oyunu halaydır. Halay davul zurna eşliğinde oynanmaktadır. Halayda baştaki oyuncuya büyük görev düşmektedir. Çünkü; baştaki oyuncu zaman zaman ortaya çıkarak çeşitli figürler sergiler. Bu figürler davulun ritmine göre hızlanmakta yada yavaşlamaktadır. Bu yörede oynanan başlıca oyun türleri şunlardır: …v.b. gibi Halay başlamadan önce halayın ortasında söylenen uzun havalar vardır. Bunlara Ceren, Garip, Döne Gelin, Alo Paşa, Kele Dezze, Medine örnek olarak verilebilir. 1.ULUSLARARASI CEYHAN HALK KÜLTÜRÜ SEMPOZYUMUVE AŞIK FERRARİ ŞİİR ŞÖLENİ Uygulayıcı Kuruluşlar: Ceyhan Kaymakamlığının koordinesinde Ceyhan Hizmet Vakfı, Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Ali Ekinci Vakfı (Ek-Va), Ankara Folklor Araştırmaları Kurumu ve Kanal 6 Televizyonu.Projenin Gerekçesi: Bakü- Ceyhan Boru Hattı Projesi nedeniyle Ceyhan ilçesi bu yıl ve gelecek yıllarda, sadece Türkiye’nin değil bütün dünyanın gündeminde kültür, finans ve sanayi kenti olacaktır. Bu yılı Ceyhan ‘da da değerlendirmek, 2000’li yıllara hazırlanan ilçemize sosyal dokunun pekiştirilmesi, ulusal birlik ve beraberliğinin devamında kültürün, insan sevgisinin, kardeşlik ve hoşgörünün öneminin vurgulanması, hal kültürümüzün yeni nesiller tarafından kavranması, el sanatlarının kaybolmasının önlenmesi ve genç kuşaklara aktarılması gereği kendini hissettirmektedir. Bu nedenle, Ceyhan’ın kültür değerini ortaya koymak, değerlendirmek, ülkemizde ve dünyada; Bakü-Ceyhan hattının kültürel boyutlarını ve iş dünyasına açtığı ufukların görüşülmesi ve dile getirilmesi amacıyla bu ve benzeri sempozyumların düzenlenmesinde yarar görülmektedir.Projenin Kısa Tanımı: Öncelikle, düzenlenecek olan bilimsel sempozyumda, halk kültürü değerleri ortaya konulup tartışılacaktır. Üç gün süreyle bildiriler sunulup tartışılırken, yöresel ve ulusal kültürümüzü yansıtan sergiler açılacak, halk oyunları, halk müziği gösterileri ve konserler sunulacak, İpek Yolu üzerinde bulunan Ceyhan’da tarihi ve turistik yerlere geziler düzenlenecektir. Projenin Kısa ve Uzun Vade Amaçları: Kısa vadede, mevcut çalışmaların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Uzun vadede ise yeni araştırma, derleme, belgeleme çalışmalarına yönelip, kitap yayınları ile Ceyhan ve yöresi halk kültürümüz, hem korunmuş hem de geniş ölçüde tanıtılmış olacaktır. Panel: Genel olarak Ceyhan ekonomisinin bugünü ve geleceği ile Bakü-Ceyhan Petrol, Kültür ve Barış Hattı’ nın ekonomik boyutlarının bilimsel bir panelde ele alınması, işadamlarımız ve müteşebbislerimize ışık olması bakımından yararlı olur.
FOLKLÖR VE YÖRESEL OYUNLARIMIZ Çukurova’nın milli oyunu halaydır. Halay davul ve zurna eşliğinde oynanmaktadır. Halay, toplu halde yan yana dizilerek bir çember oluşturmak suretiyle oynanır. Oyuncular, küçük parmaklarıyla birbirlerine tutunurlar. Halay, yavaş adımlarla başlar, bir süre sonra hızlanır. Halay adımları genelde ayak figürlerine dayanır. Halayda baştaki oyuncuya büyük yük düşmektedir. Çünkü; baştaki oyuncu zaman zaman ortaya çıkarak çeşitli figürler sergiler. Bu figürler davulun ritmine göre hızlanmakta yada yavaşlamaktadır. Türk folklorunda her oyunun bir tarihi geçmişi , bir hikayesi vardır. Yöre oyunlarında üç sayısı çok önemlidir. Oyunlarda hareketler üçle özleşmiştir . Üç defa oturulur, üç ayak atılır, üç defa vurulur….vb. gibi… Bu yörede oynana başlıca oyun türleri şunlardır; Üç ayak, Lorke, Kırıkhan, Serçe,Kaba Sarhoş,Hasan Dağı, Şirvani, Ceyhan garibi, Pekmez, Yağlı Kenar , Gel Gel, Temir, Ağa, Acem, Çifte Telli, Kına, Adanalı, Sinsin, Solak, Depki Halayı, Köroğlu, Hoş Bilezik, Topal Kuz, Mengi,..vb. gibi… Oyunlar Köy düğünlerinde ayrı ayrı oynanırken, salonlarda kadınlı erkekli karışık oynanır… Halay başlamadan önce ya da halayın ortasında söylenen uzun havalar vardır. Bunlara örnek verecek olursak: Ceren ,Garip, Döne Gelin, Alo Paşa, Kele Dezze, Medine…vb. gibi Uzun Havalar Köy düğünlerinde, salonlarda Genellikle yaşlı ve ailenin ileri gelen kadınları tarafından söylenir…
Aboo = bir şasırma nidasıanarya = arka, geriaraya gitmek = ziyan olmakavel = aptalbanadura = domatesbalcan=patlicanbayaktan = az öncebider = tohumbocit = bakir sürahibögü = zehirli örümcekcarcur = şarjörcere = kulplu testicibiliyet = geçmiscibinlik = tülden odacılk = çürükcıncık = camcülük = civcivçimmek = yüzmekçingil = metal yoğurt kabıçul = kilim, yer yaygısıdad = lezzetdavşan = tavşandeheey=ordadöş = göğüsdulda = sığınak,kuytu yercon dere = john deere = ekerbiçerenik = köpek yavrusuessah = sahiesvap = çamaşıreşgi = eşki = ekşifallik = hafif meşrep,oynak kadınfolluk = gurk yumurtasıgadasını almak = belasını almakgalan = bundan sonragalle = kasa, içine para konan çekmeceganel = kanalgindirik = aralıkgıran = yaramaz çocukgulle = bilye,miskethayma = damlarda asma dallarının toplandığı çardakhelke = kovahellengeç = yengeç (ilengiç te denir)hırpo = enayiıhmak = diz çökmekiriskin = sucukkele = kadınların hitap ünlemikertis = kertenkelekunnamak = dogurmakmalamat = rezil,kepazemanık = kedi yavrusumelefe = astar,yüzmintan = gömlekmitil = yatak,yorgan eskisinaylon = traktör römorkunünük = salyangozökenmek = agiz hareketiyle dalga geçmekpança pinçik etmek=parçalamakpendir = peynirpeşkir = havlupırtmak = kurtulmaksınıkçı = kirik çikik tedavi edensırt = elbisesoyka = yaramaz çocuktosbağa = kaplumbagaurup = çeyrekyazı = tarla,ovayuka = (yufka) denizde sig yerzeyzik = Agustos böcegi (circir da denir)zibil = çöpzibil gibi = çok, gereginden fazla miktardazibillik = çöplükzumzuk = yumruk
1-KIZ GÖRME VE DÜNÜRLÜK Ceyhan’da evlilikler genellikle sevme –sevilme yoluyla olmaktadır. Evliliğe aday gençler birbirlerini görerek tanırlar ve severler ise iki genç sevgili birbirlerine çeşitli hediyeler verirler. Evlenmeye aday çiftler arasındaki bu beraberlik oğlan tarafından ağabeyinin hanımına veya kız kardeşine anlatılır. Bu beraberliği öğrenen şahıslar bunu aile büyüklerine iletirler. Eğer bu beraberlik aile büyüklerince onaylanırsa kızın istenmesine karar verilir. Bazı durumlarda aileler seven çiftlerin beraberliklerine izin vermezler. Bu durumlarda gençler aralarında anlaşarak kaçarlar. Bu gibi çiftlere “ Algaç” adı verilir ki bu çiftlere herkes yardım eder. Hatırı sayılır kişilerin araya girmesiyle çiftler aileleriyle barıştırılırlar. Bu gibi evlilikler toplumumuzda her geçen gün biraz daha azalmaktadır. 2-NİŞAN ADETLERİ : Söz kesiminden sonra aileler anlaşarak nişan tarihini belirlerler. Nişan tarihleri tüm dost ve akrabalara ilan edilir. Tüm dost ve akrabalar nişan gününde kız evine toplanır. Bütün Türk milletinde olduğu gibi Ceyhan’da da önemli sosyal olaylar hep yemekle başlar .Yemek hazırlamak için oğlan evinden “ aşganacı” denilen kadınlar görevlendirilerek kız evine gönderilirler. “aşganacı” lar , yanlarında getirdikleri yemeklik malzemelerden yemek hazırlarlar. Hazırlanan yemekler bütün davetlilere ikram edilir. Yemekten sonra mevlüt okunarak dualar edilir. İlerleyen saatlerde sazlı- sözlü eğlencelere de geçilir. Eğlencelerden sonra nişanlanan çiftlere nişan yüzükleri ve hediyeler takılır. 3-DÜĞÜN VE KINA ADETLERİ : Düğün hazırlığı birkaç ay önceden başlar. Düğün tarihi ailelerin bir araya gelmesiyle karalaştırılır. Düğünden on-on beş gün önce bütün tanıdık ve dostlara “okhuntu” ismi ve adeti İslamiyet öncesi eski bir Türk Adeti olup Divan-ı Lügat-it Türk’te bahsedilmektedir. “okhuntu” denilen davetiye genellikle havlu, çorap, gömlek,elbiselik… vb. gibi şeylerden oluşmaktadır. Perşembe’yi cumaya bağlayan akşam oğlan evinde bir bayrak uzunca bir sırığa geçirilerek sırığın ucuna bir adet elma , el aynası ,soğan takılarak “bayrak kaldırılır” Bayrak evin yüksek bir yerine asılır. Eğer düğün köy düğünü ise köyün delikanlıları sırığın ucundaki bu eklentileri silah ateşiyle düşürmeye çalışırlar. Bu eklentileri düşüren gence hediye verilir. Delikanlıya da darısı bulaşırmış. Cuma günü, Cuma namazından sonra kız evinden çeyiz alınarak yeni çiftlerin evine serilir. Çeyiz serme işini kızın arkadaşları gerçekleştirir. Çeyiz getirilirken çeyiz sandığının üstüne oturan ile kızın yazmalarının ve oyalarının konduğu camekanları taşıyanlara kayınbaba ile kaynananın bahşiş vermesi adettendir. Perşembe günü akşamdan,Cumartesi gününe kadar oğlan evinde çalgılar çakar eğlenceler düzenlenir. Cumartesi günü süslenen bir koyun ve yemeklik malzemeler ile birlikte “ aşganacı” kadınlar kız evine giderek kına için gelecek olan davetliler için yemek hazırlarlar. Hazırlanan yemekler oğlan evinden de kınacıların da gelmesiyle birlikte toplu halde yenilir. Cumartesi gecesi kıza kına yakılır. Kına töreninde kına türküleri söylenir. Bir kına türküsü örneği verecek olursak; Kız anası, kız anasıHani bunun öz anasıİşte geldim, gidiyorumBaşında mumlar yanası Yunak yuduğum yassı taşlarGölgesinde oturduğum ağaçlarİşte geldim gidiyorumUnutmayın beni arkadaşlar Kapınızda çöp müydüm? Bacanızda ot muydum?Bu yıllık da dursaydımÜstünüzde yük müydüm? Çattılar çatı taşınıKurdular düğün aşını Çağırın gelsin öz gardaşınıSilsin gözünün yaşını Arkamı dayadığım duvarElimi yuduğum pınar Verdi gardaşım gönülsüzEvde kaldı dokuduğum çuval Elimi yuduğum pınarBelimi verdiğim dutlarİşte geldim gidiyorumSilip süpürdüğüm yurtlar Baba kızın çok muydu?Bir kız sana yük müydü?Kör olası emmilerim Hiç oğlunuz yok muydu? Yazıya bostan ekerlerBileceğim çeksin diyeGurbet ele giden kızınGözüne sürme çekerler Yol üstünde kuru kütükYanar göğünü göğünüAnasından ayrılan kuzuAğlar döğünü döğünü Biner atın gemlisineGider yolun gumlusunaÖksüz kız gelin gidiyorÇağırın gelsin emmisine Anam kızın beş miydi?Biri birine eş miydi?Attın beni gurbet eleYüreciğin taş mıydı ? Gınacığım çamurdan mı?Sürmeciğim kömürden mi?Niye? Ağlamazsın anasıYüreğin taşla demirden mi? Biner atın dorusunaGider yolun koyusunaÖksüz kız gelin gidiyorSöylen gelsin dayısına Baba kapında kölen olayımSakalıyın teli olayımVerme beni yad ellereKapında kölen olayım Al öküzü çifte koşmuşAğ bideri yola saçmışVerdi gardaşım gönülsüzAnam babam benden geçmiş Kına türküsü bu şekilde uzayıp gitmektedir. Hazırlanan kınadan davetlilere dağıtılır. O gün sabaha kadar kız evinde eğlencelere devam edilir. Sabah gelinle damat berbere hazırlanmaya giderler. Berberlerde hazırlanan çift kız evine döner. Kız evine kız akrabaları ve arkadaşlarıyla helâlleşir. Bu esnada kıza erkek kardeşleri “kardeş kuşağı” denilen kurdeleyi kızın beline bağlarlar. Gelin erkek kardeşinin kolunda arabaya bindirilir. Oğlan evine gelen çift arabadan inmeyerek kaynana ve kayınbabanın verecekleri düğün hediyelerini beklerler. Onlardan hediye sözü alan çift “kırkım merasimi” denilen hediye töreninin ardından arabadan inerler. Kırkım, okhuntu gönderen kişilerin verdikleri hediyelerdir. Bu hediyeler bütün davetlilerin duyacağı bir sesle anons edilerek, kimin ne hediye ettiği herkese ilan edilmiş olur. Yeni evli çiftler arabadan inerken üzerlerine “saçı” adı verilen bir karışım çiftlerin üzerlerine serpilir. Saçı, çeşitli tahıllardan meydana gelir. İçerisinde nohut, buğday, arpa,şekerli leblebi, bozuk para vb.. maddeler bulunur. Saçı geleneği de çok eski bir Türk geleneği olup bütün Türk dünyasında günümüzde de yaşatılmaktadır. Saçı geleneği hakkında Prof. Dr. Abdulkadir İNAN şöyle demektedir; “ Şamanist ve Müslüman Türklerin evlerine törenlerinde müşterek olan Şamanizm unsurlarından biri de gelinin geldiği gün başına saçı saçmaktır. Darısı başımıza temennisi de buradan gelir.” Yeni evli çift evlerine girerken gelin eline aldığı yağ ve bala sürülmüş olan yeşil bir yaprağı evinin kapısına yapıştırır. Bunun sebebi ise eve bereket getirsin,ev ahalisiyle iyi geçinsin yani yağlı ballı olsun. Gerdekten birkaç gün sonra kadınlar mevlüt okutur, şerbet içerler. Mevlide gelen kadınlar geline hediye getirir,gelinde bu kadınlara tülbent hediye ederler. 1-KIZ GÖRME VE DÜNÜRLÜK Evlenme çağına gelinip evlenmeye niyetlenildiğinde, törelerin evlenmek için çeşitli aşamalar belirlediği görülür .Bunlar düğün için öngörülen, uyulması gerekli geleneksel aşamalardır. Toplumlarca kabul edilen,evliliğe ulaşma aşamaları belirli usul ve kaidelere bağlıdırlar ve genelde sabittirler. Ceyhan’da evlilikler genellikle sevme –sevilme yoluyla olmaktadır. Evliliğe aday gençler birbirlerini görerek tanırlar ve severler ise iki genç sevgili birbirlerine çeşitli hediyeler verirler. Evlenmeye aday çiftler arasındaki bu beraberlik oğlan tarafından ağabeyinin hanımına veya kız kardeşine anlatılır. Bu beraberliği öğrenen şahıslar bunu aile büyüklerine iletirler. Eğer bu beraberlik aile büyüklerince onaylanırsa kızın istenmesine karar verilir. Bazı durumlarda aileler seven çiftlerin beraberliklerine izin vermezler. Bu durumlarda gençler aralarında anlaşarak kaçarlar. Bu gibi çiftlere “ Algaç” adı verilir ki bu çiftlere herkes yardım eder. Hatırı sayılır kişilerin araya girmesiyle çiftler aileleriyle barıştırılırlar. Bu gibi evlilikler toplumumuzda her geçen gün biraz daha azalmaktadır. 2-NİŞAN ADETLERİ : Söz kesiminden sonra aileler anlaşarak nişan tarihini belirlerler. Nişan tarihleri tüm dost ve akrabalara ilan edilir. Tüm dost ve akrabalar nişan gününde kız evine toplanır. Bütün Türk milletinde olduğu gibi Ceyhan’da da önemli sosyal olaylar hep yemekle başlar .Yemek hazırlamak için oğlan evinden “ aşganacı” denilen kadınlar görevlendirilerek kız evine gönderilirler. “aşganacı” lar , yanlarında getirdikleri yemeklik malzemelerden yemek hazırlarlar. Hazırlanan yemekler bütün davetlilere ikram edilir. Yemekten sonra mevlüt okunarak dualar edilir. İlerleyen saatlerde sazlı- sözlü eğlencelere de geçilir. Eğlencelerden sonra nişanlanan çiftlere nişan yüzükleri ve hediyeler takılır. 3-DÜĞÜN VE KINA ADETLERİ : Düğün hazırlığı birkaç ay önceden başlar. Düğün tarihi ailelerin bir araya gelmesiyle karalaştırılır. Düğünden on-on beş gün önce bütün tanıdık ve dostlara “okhuntu” ismi ve adeti İslamiyet öncesi eski bir Türk Adeti olup Divan-ı Lügat-it Türk’te bahsedilmektedir. “okhuntu” denilen davetiye genellikle havlu, çorap, gömlek,elbiselik… vb. gibi şeylerden oluşmaktadır. Perşembe’yi cumaya bağlayan akşam oğlan evinde bir bayrak uzunca bir sırığa geçirilerek sırığın ucuna bir adet elma , el aynası ,soğan takılarak “bayrak kaldırılır” Bayrak evin yüksek bir yerine asılır. Eğer düğün köy düğünü ise köyün delikanlıları sırığın ucundaki bu eklentileri silah ateşiyle düşürmeye çalışırlar. Bu eklentileri düşüren gence hediye verilir. Delikanlıya da darısı bulaşırmış. Cuma günü, Cuma namazından sonra kız evinden çeyiz alınarak yeni çiftlerin evine serilir. Çeyiz serme işini kızın arkadaşları gerçekleştirir. Çeyiz getirilirken çeyiz sandığının üstüne oturan ile kızın yazmalarının ve oyalarının konduğu camekanları taşıyanlara kayınbaba ile kaynananın bahşiş vermesi adettendir. Perşembe günü akşamdan,Cumartesi gününe kadar oğlan evinde çalgılar çakar eğlenceler düzenlenir. Cumartesi günü süslenen bir koyun ve yemeklik malzemeler ile birlikte “ aşganacı” kadınlar kız evine giderek kına için gelecek olan davetliler için yemek hazırlarlar. Hazırlanan yemekler oğlan evinden de kınacıların da gelmesiyle birlikte toplu halde yenilir. Cumartesi gecesi kıza kına yakılır. Kına töreninde kına türküleri söylenir. Bir kına türküsü örneği verecek olursak; Kız anası, kız anasıHani bunun öz anasıİşte geldim, gidiyorumBaşında mumlar yanası Yunak yuduğum yassı taşlarGölgesinde oturduğum ağaçlarİşte geldim gidiyorumUnutmayın beni arkadaşlar Kapınızda çöp müydüm? Bacanızda ot muydum?Bu yıllık da dursaydımÜstünüzde yük müydüm? Çattılar çatı taşınıKurdular düğün aşını Çağırın gelsin öz gardaşınıSilsin gözünün yaşını Arkamı dayadığım duvarElimi yuduğum pınar Verdi gardaşım gönülsüzEvde kaldı dokuduğum çuval Elimi yuduğum pınarBelimi verdiğim dutlarİşte geldim gidiyorumSilip süpürdüğüm yurtlar Baba kızın çok muydu?Bir kız sana yük müydü?Kör olası emmilerim Hiç oğlunuz yok muydu? Yazıya bostan ekerlerBileceğim çeksin diyeGurbet ele giden kızınGözüne sürme çekerler Yol üstünde kuru kütükYanar göğünü göğünüAnasından ayrılan kuzuAğlar döğünü döğünü Biner atın gemlisineGider yolun gumlusunaÖksüz kız gelin gidiyorÇağırın gelsin emmisine Anam kızın beş miydi?Biri birine eş miydi?Attın beni gurbet eleYüreciğin taş mıydı ? Gınacığım çamurdan mı?Sürmeciğim kömürden mi?Niye? Ağlamazsın anasıYüreğin taşla demirden mi? Biner atın dorusunaGider yolun koyusunaÖksüz kız gelin gidiyorSöylen gelsin dayısına Baba kapında kölen olayımSakalıyın teli olayımVerme beni yad ellereKapında kölen olayım Al öküzü çifte koşmuşAğ bideri yola saçmışVerdi gardaşım gönülsüzAnam babam benden geçmiş Kına türküsü bu şekilde uzayıp gitmektedir. Hazırlanan kınadan davetlilere dağıtılır. O gün sabaha kadar kız evinde eğlencelere devam edilir. Sabah gelinle damat berbere hazırlanmaya giderler. Berberlerde hazırlanan çift kız evine döner. Kız evine kız akrabaları ve arkadaşlarıyla helâlleşir. Bu esnada kıza erkek kardeşleri “kardeş kuşağı” denilen kurdeleyi kızın beline bağlarlar. Gelin erkek kardeşinin kolunda arabaya bindirilir. Oğlan evine gelen çift arabadan inmeyerek kaynana ve kayınbabanın verecekleri düğün hediyelerini beklerler. Onlardan hediye sözü alan çift “kırkım merasimi” denilen hediye töreninin ardından arabadan inerler. Kırkım, okhuntu gönderen kişilerin verdikleri hediyelerdir. Bu hediyeler bütün davetlilerin duyacağı bir sesle anons edilerek, kimin ne hediye ettiği herkese ilan edilmiş olur. Yeni evli çiftler arabadan inerken üzerlerine “saçı” adı verilen bir karışım çiftlerin üzerlerine serpilir. Saçı, çeşitli tahıllardan meydana gelir. İçerisinde nohut, buğday, arpa,şekerli leblebi, bozuk para vb.. maddeler bulunur. Saçı geleneği de çok eski bir Türk geleneği olup bütün Türk dünyasında günümüzde de yaşatılmaktadır. Saçı geleneği hakkında Prof. Dr. Abdulkadir İNAN şöyle demektedir; “ Şamanist ve Müslüman Türklerin evlerine törenlerinde müşterek olan Şamanizm unsurlarından biri de gelinin geldiği gün başına saçı saçmaktır. Darısı başımıza temennisi de buradan gelir.” Yeni evli çift evlerine girerken gelin eline aldığı yağ ve bala sürülmüş olan yeşil bir yaprağı evinin kapısına yapıştırır. Bunun sebebi ise eve bereket getirsin,ev ahalisiyle iyi geçinsin yani yağlı ballı olsun. Gerdekten birkaç gün sonra kadınlar mevlüt okutur, şerbet içerler. Mevlide gelen kadınlar geline hediye getirir,gelinde bu kadınlara tülbent hediye ederler.
Aşık Kara Mehmet - Kimdir?
Âşık Mehmet Silügünlü, 1937 yılında Ceyhan’ın Gömürdülü köyünde doğmuştur. Önceleri yaşamını konar-göçer Yörük obalarında geçirdiği için bir okul eğitimi görmemiştir. İlkokulu dışardan bitirmiştir. Kendi kendini yetiştiren âşık eski Türkçeyi ve yeni Türkçe’yi okuyup yazabiliyor. 1957 yılında askere giden âşık 1964 yılında evlenmiştir. Yedi çocuğu vardır. Geçimini çiftçilikle sağlamaktadır. Şiirlerinde, lakabı Karamehmet’i mahlas olarak kullanmaktadır. Türkiye’nin en önde gelen yalanlama türü ustalarındandır. Âşıklığa on bir yaşında başlayan âşık, âşıklığa bir rüya gördükten sonra başladığını söyler. Saz çalamamaktadır. Âşık Karamehmet çeşitli âşık şenliklerine katılıp dereceler almıştır.
Aşık Kara Mehmet - Şiirleri - Toktor Bey
Âşık Karamehmet ünü bütün yurda yayılmış “Toktur Bey” adlı şiirinde, toplumsal gerçeklerden uzak bir doktoru yerer. Fakirlik nedeniyle sağlıklı beslenemeyip hastalanan bir kişiye bir doktorun perhiz vermesi üzerine “Toktur bey” adlı şiirleri söyleyip hicvetmiştir. Birkaç dörtlüğü örnek olarak verelim.
Verdiğin berize budur gayratım Bundan başka uyamayon toktur bey Üç sepet yumurta sabah kayfaltımTeker teker sayamayon toktur bey
Hindiye acımdan çoktan ölürdüm Sağ olsun konşular ediyo yardım Bir koyundan fazla yemem söz verdim Ayıp olur cayamayon toktur bey
Senede kırk dönüm bostan ekerinBenden başka kimse yemesin derinKavın karpızı kabıklı yerinAcelemdem soyamayon toktur bey
İki lehen pilaf bir yannık ayranİster yağlı olsun isterse yavanYanına kesiyon beş kilo sovanYeyon yeyon doyamayon toktur bey
Günde iki çuval unum gediyoAvradım her sabah ekmek ediyoBir kazan fasille gönül ye deyoArtırmaya kıyamayon toktur bey
Üç çençere bamya yerin bişinceYirmi tas su içip birez koşuncaHer yanım sökülür garnım şişinceSağlam göynek keyemeyon toktur bey
Bazı az geliyo beş kasa furmaYedi ilahnadan yapıyoz sarmaOnu damı yedin deye heç sormaUtanıyon deyemeyon toktur bey
Bilmem Karamehmet nereye gederBuyumuş kısmatım buyumuş kaderBir günde yediğim işte bu gadarTaha fazla yeyemeyon toktur bey
Aşık Kara Mehmet - Şiirleri - Hızlı Gençliğim
Âşık Karamehmet gençliğiyle övünenler için “Hızlı Gençliğim” yalanlamasını yazmıştır. Gençliğimde böyleydim diye övünenler her toplumda vardır. Köy yerinde herkes biribirini tanır. Herkes biribirinin gençliğini de bilir. Bu tür kişileri taşlamak için için Âşık Karamehmet yalanlamalı, abartılı anlatımıyla kendi gençliğini anlatarak gençliğiyle övünenlere göndermede bulunarak onları eleştirir.
Gene eski günner aklıma düştü Nerde kaldı benim hızlı gençliğim Bir şey anlamadım ne çabuk geçti Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Adın ney deseler bilmez şaşardım Koşu yapsak en arkada koşardım Ata binsem ilk adımda düşerdim Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Hele çok korkardım yağmur yağmadan Evden çıkamazdım güneş doğmadan Sabah kalkamazdım anam döğmeden Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Uzaklaşmaz hep yakında gezerdim Güçlü idim domatisi ezerdim Diz boyu göl bulsam iyi yüzerdim Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Rüyamda kendimi dev gibi gördüm Bir tenha bulursam cesurum derdim Gördüğüme çatar çok sopa yerdim Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Cuma gün kalkardım Pazar gün yatsam Dokuzu yiterdi on keçi gütsemKuşluk kovalardı bir işe gitsem Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Bitti Kara Mehmet arzum muradım Ömrüm geldi geçti neye yaradım Geri gelmez o günleri aradım Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
................................
CEYHAN’DAKİ TARİHİ YER VE YAPILAR
ABDULLADİRAĞA CAMİ
Bu cami Ceyhan’a ilk yerleşen Nogaylardan Abdulkadir Ağa tarafından 1868 yılında yaptırılmıştır.1946 yılında minaresi eklenmiştir. Ulu Cami diye de bilinen cami 27 Haziran 1998 depreminde hasar görmüştür. Ceyhan’ın en eski camisi olan bu yapının günümüzde tamiratı devam etmektedir.
KAZANKAYA KALESİ
Ceyhan’a bağlı Kurtkulağı Köyü yakınlarındadır. Kale,Asur,Pers,Roma,izlerini taşıyan bir kalıntıdır. Halep kervan yolunu korumak için karakol olarak yapılmıştır. Kalenin kuzeydoğu eteklerinde Abbasilerden kalma kaya mezarları ve çeşmeler bulunmaktadır.
Bugün kalenin bulunduğu yer yeşil alan yapılmış olup iyi bir mesire yeri olmuştur. Buralardaki kaya mezarları ise halk tarafından ziyaretgah gibi kullanılmaktadır.
KURTKULAĞI KERVANSARAYI VE CAMİİ
Kurtkulağı Kervansarayı, 1711 yılında Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ceyhan’ın Kurtkulağı Köyü’nün 1 km. kuzeyinde,eski Halep kervan yolu üzerindedir. Mimarı Mehmet Ağa’dır.
Eser Selçuklu Kervansarayları tipindedir.
Boyutları23.60 * 45.75 m.dir.
Giriş kapısı doğrudan olup,odaları beşik tonozla örtülüdür.
Kurtkulağı “Menzil Hanı” ismiyle de adlandırılır.
Kurtkulağı Camisi’ni,kapısındaki sekiz satırlık hitabeyi okuduğumuzda, 1901 yılında Haydar Ağa adlı zengin bir vatandaşın yaptırdığı anlaşılıyor.
İki kubbeli bina yontma taşlarla yapılmış olup avlus revaklıdır.
DURHASAN DEDE TÜRBESİ
Durhasan Dede Türbesi’nin kesin yapılış tarihi bilinmemekle birlikte XVIII. y.y İlk çeyreğinde yapıldığı söylenebilir.
Durhasan Dede Türbesi, kare planlı küçük kargir bir bina olup,tek kubbelidir. Türbenin ana kapısı üstündeki kitabede türbenin 1871 yılında Abidin Efendi tarafından tamir edildiğini anlıyoruz.
Türbenin bulunduğu yerde Türkmen bektaşilerinin yaşadığı bir köy vardır. Durhasan Dede’nin bir adı da “Yanyatır”dır. Bu kola mensup tahtacıların piri olan dedenin türbesi,bölgedeki alevi ve bektaşilerin ziyaret merkezidir.
Durhasan Dede 4. Murat’ın şeyhlerindendir. Büyük hükümdar 4.Murat , Bağdat Seferi esnasında Misis’in Havraniye semtinde otağ kurduğu zaman Durhasan Dede padişahı görmüş,ona seferinde başarılı olması için dua etmiştir.
TUMLU KALESİ
Ceyhan’a 17 km. mesafede yüksek bir tepenin üzerine kurulmuştur. Sağlam kalmış bir kaledir. Kalenin çevresi 800 m.dir. Sekiz tane burcu ve doğuya açılan bir tek kapısı vardır. Ovaya bakan gözetleme kulesi,ayrıca savunma hendekleri ve surlar bulunmaktadır. Kale içerisinde bazı yapı ve mahzen kalıntıları vardır. Tepenin çevresinde ise kaya mezarları ve barınaklar dikkati çeker.
YILAN KALESİ
Adana ve Ceyhan arasında birden yükselen Ceyhan Ovasına hakim tepe üzerine kurulmuştur. İç Anadolu’dan gelip Gülek Boğazı yoluyla Adana ,Misis, Payas ve Antakya’dan geçen tarihi kervan yolunun üzerinde bulunan kaleler zincirinin bir halkasını da Yılankale oluşturur. Bu kalenin hangi tarihte kimler tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte,kalenin yapı özelliğine bakıldığında Bizans devrine ait olduğu kanısı uyanmaktadır. Ortaçağda yapıldığı tahmin edilen kalenin Haçlılar zamanında da yapılmış olması muhtemeldir. Kale,dıştan 700 m kadar çevresi olan 2’şer katlı sekiz burçla tahkim edilmiştir. Burçlar ve araları tamamen mazgallı olup ,bu mazgalların ortaları ,ateş etmek için deliktir. Kalenin bedenleri adeta dantel gibi işlenmiştir. Kalenin güneye bakan bir demir kapısı vardır. Kale içindeki büyük meydana her yönden bir merdiven inmektedir. Böylelikle meydandan kalenin her yönüne gidiş geliş kolay olmaktadır.
ANAVARZA KALESİ
M.Ö. I. Yüzyılda başlayan tarihi, çok karışık ve zengindir. Yöreye en hakim tepenin üzerine kurulmuştur. Çevredeki en gösterişli kaledir.
Anavarza Kalesi,Asurlular’dan kalma bir şehir yıkıntısı üzerine Romalılar tarafından kurulduysa da M.S.561 yılında vuku bulan bir depremde yıkılmış fakat Harun Reşit döneminde tekrar yapılmıştır.
H-SİRKELİ RÖLYEFİ
Ceyhan’a 3 km. uzaklıktaki Sirkeli Köyü’ndeki Hititlerden kalma Rölyef Anadolu’daki en eski Hitit kaya kabartmasıdır. Bu rölyef Hitit Kralı Muvatalli’nin Kadeş savaşına giderken Ceyhan Nehrini geçtiği belirten bir anıttır.
CEYHAN’DA EĞLENCE VE MESİRE YERLERİ
TATARLI ÇAMLIĞI
Tatarlı Çamlığı, Ceyhan’a 13 km. mesafede kurulmuş güzel bir eğlence ve mesire yeridir. Tatarlı Çamlığı 20-25 dönüm genişliğindeki çam ağaçlarıyla kaplı alandan ibarettir. Tatarlı da alabalık tesisleri mevcuttur.
AĞAÇPINAR TESİSLERİ
Ağaçpınar Tesisleri Ceyhan’a 15 km. uzaklıktadır. Ağaçpınar da alabalık tesisleri bulunmaktadır. Bu tesisler, Ağaçpınar Köyü Muhtarlığınca işletilmektedir. Tesisler birinci sınıf eğlence yerlerindendir. Tesislerde bulunan havuzlardaki hayvan figürlü çeşme tarihi özellik arz eder.
KURTKULAĞI MESİRE YERİ
Kurtkulağı Mesire yeri Ceyhan’a 15 km, Kurtkulağı Kasabasına ise 1 km. uzaklıktadır. Kazankaya Kalesi’nin harabelerinin bulunduğu mekanın ağaçlandırılmasıyla halkın beğenisine sunulmuştur. Hafta sonu iznini geçirmek isteyenler için bulunmaz bir mekandır. Alanı oluşturan Çamlık içerisinde bir de türbe mevcuttur.
İNCİRLİK TESİSLERİ
İncirlik kasabası , Ceyhan’a 20 km. mesafede deniz kıyısında kurulmuş güzel bir kasabadır. Bütün Türkiye’nin tanığı BOTAŞ Tesisleri bu kasabada sınırları dahilindedir. İncirlik Kasabası tanıtımı ve yatırımı iyi yapılmadığı için , masmavi denizi , altın sarısı kumsalları olmasına rağmen sadece iç turizme hitap etmektedir. Yaz aylarında yerli turistlerle dolup taşar.
İncirlik Kasabası’nın tanıtımı iyi yapıldığı takdirde denizi ve kumsalıyla, tarihi mekanlara olan konumuyla turistlik bir mekan olabilecektir. İncirlik de kurulan küçük tesisler konaklama tesislerinden ziyade balık lokantalarıdır. Güneyin en meşhur balıklarından olan lagos avcılığı bu sahillerde yapılıp, yine bu sahillerde kurulu balık lokantalarının ustaları tarafından hazırlanarak meraklısına ikram edilmektedir.
İncirlikte tatil yapanlar genellikle buraları bilen insanlardır. Tatilciler genelde çadırlarda konaklamaktadır.
Ceyhan Akdeniz'e 28 km Adana ilimize 45km, Osmaniye ilimize 45 km mesafe uzaklıkta olup doğu ve batının tam merkezinde yer alan Akdenizin bereketli topraklarıdır.Doğusunda Osmaniye il Merkezi, Batısında Adana il Merkezi Kuzeyinde Osmaniye iline bağlı Kadirli ve Adana iline bağlı Kozan ilçeleri ile komşu konumundadır. Güneyinde Akdeniz, İskenderun körfezi bulunmaktadır. Adana-Urfa-Hatay Otoban yolunun kesişim noktasında olup E-5 yolu ile de Adana ve Osmaniyeyi birbirine bağlayan bir konumdadır.